06 02 2013

Şu boktan dünyadaki boktan işlere alışmaya çalışmak, gereklerini yerine getirmek, yaşamaya çalışmaya çalışmak kadar boktan başka bir şey daha var mıdır? Hepsinin canı cehenneme. Tüm sahteliklerin, riyakarlıkların, bizi seviyormuş gibi davrananların, arkamızdan kuyu kazanların, bizi olmadığımız kişi gibi davranmaya çalışan eğitimi sisteminin her şeyin canı cehenneme!! Devamı

03 02 2013

Oblomov'lu Yazı

Oblomov'u ilk olarak Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ında duymuş ve çok merak etmiştim. Geçenlerde arkadaş sohbetinde de tekrardan konusu geçince okumak farz oldu diye düşünüp hemen gidip kütüphaneden temin ettim. İlk okuduğumda zaten kitap okumaktan büyük haz duyan ben bu kitabı okuduğum için çok şanslı olduğumu düşündüm ve kitap benim olmamasına rağmen beğendiğim cümlelerin altını çizme gafletinde bulundum. Özellikle ilk başlardaki edebiyatla ilgili kısımlar -belki de edebiyat okuduğum için- inanılmaz ilgimi ve çekti ve ona katılmamazlık da edemezdim o konuda. İtiraf etmeliyim ki bazı yerlerinde sıkıldım. Dili çok güzel anlatımı akıcı fakat bazı yerleri fazla uzatılmış gibi hissettim tabi bu kişisel görüşüm. Kendimden bir şeyler bulduğum  benim için candır, ciğerdir. Oblomov'un sonlarına yaklaşırken Olga ile Ştoltz arasında geçen konuşma benim kitabın en en en güzel bölümleriydi ki kendimi dinliyormuş gibi hissettim Olga'nın cümlelerinde. Kitap henüz bitmedi 20 sayfam kaldı ama biteceği için çok üzgün olmakla birlikte, böylesi bir kitapla tanıştığım için de kendimi çok şanslı hissediyorum. Yüzyıllar öncesinde yazılmış eserlerin bizi bu denli anlaması, anlatması kaliteli yazarlığın ifadesi değil de nedir? Okumayan varsa ya da okumak isteyip  de bir türlü gerekli imkanı bulamadığını düşünen, Oblomovluk'u bırakıp hemen okumaya geçsin derim ben. :) Devamı

03 02 2013

İç Dökmeli Yazı

 Anlatmak isteyip de dilimizin bir türlü dönmediği ya da yerli yerine oturtamadığımız kelimeleri zahmetsizce bir araya getirip de bizi bize anlatan şarkılar vardır ya heh işte  onlar iyi ki vardır. Tabi bu konu derya deniz ama şimdilik bununla ilgili pek bir şey yazmak gelmiyor içimden. Siz de okuyun geçin, en sevdiğiniz şarkıyı açıp, acılarınızı tazeleyin çaylarınızı da soğutmayın tabi. Devamı

02 02 2013

"Kürk Mantolu Madonna''lı Yazı

  Kürk Mantolu Madonna. Hayatımın en özel, en güzel, en etkileyici kitabı. Daha nice nitelikleri var ama saymakla bitmez ki. Onunla tanışmam iki sene öncesine dayanıyor. İndirim var diye gittiğimiz kitapçıda rastladığım ve arkadaşımın tavsiyesiyle alıp iki ay boyunca kütüphanemde boynu bükük kalmış kitabım. Onu okumak için neden beklettiğimi hatırlamıyorum büyük ihtimal önceliği başka kitaplara verdiğimdendir diye düşünüyorum. Bilsem onun bu kadar güzel, beni bu kadar saracağını hayatımın kitabı olacağını, bekletir miydim hiç. İşte gerçekleşmesini istediğimiz olayların istediğimiz anda değil de beklemediğimiz bir anda gerçekleşmesinin sebebi budur belki de: onların kıymetini daha iyi anlamamız ve onları daha çok sahiplenmemiz için. Kitaplarla ilgili özet geçmeyi çok sevmem onlarla ilgili söylediğim şey beğendiğim ve beğenmediğim noktalardır ki bunun sonunda  tavsiye olup olmadığını da çok rahat çıkarabilirsiniz. Bir de özetin, kitabın hakkını yediğini düşünürüm. Özellikle güzelim kitapların birkaç yavan cümleyle üstünkörü ifade edilmesi  her zaman soğuk gelmiştir bana. Çok zor durumda kalmadığım sürece kitapların önsözünü de okumam mesela ya da yeni çıkan bir filmin fragmanını da seyretmem. Onlara haksızlık ettiğimi düşünürüm çünkü. Okumaya ilk başladığınız anda çok kızdığınız, yer yer sinirlendiğiniz, homurdanarak söylendiğiniz Raif Efendi’nin iş yeri macerası ile başlıyor kitap. Günlük bölümüyle de kitap zirvesine ulaşıyor ki en beğendiğim bölüm de burasıdır. Raif Efendi’nin gençliğine dönüş, Berlin maceraları, hayatının dönüm noktası Maria Puder&... Devamı

30 01 2013

"Gülme Komşuna Gelir Başına"lı Yazı

Gülme Komşuna Gelir Başınalı Yazı |  görsel 1

Çok uzun zaman oldu aşık olmayalı, birine karşı özel duygular hissetmeyeli. Açıkçası hiç de pişman değil bilakis bu duruma bayağı bayağı da alışmıştım. Arkadaşlarıma aşkla ilgili ahkamlar kesiyor, sevgilisiyle tartışıp da ağlayanlara kıs kıs gülüyordum. Boşuna dememişler işte gülme komşuna gelir başına diye. Neyse. 22 yaşındayım ve şu yaşıma kadar herhangi bir sanatçı oyuncuya karşı ergenvari bir hayranlığım olmamıştı hiç. Lise çağlarımda bile. Ama işler değişti sanırım. Büyük ihtimal de ne geldiyse başıma büyük konuşmaktan insanlara gülmekten geldi. Başta farketmediğim Cemcir hayranlığım artık farklı bir boyuta geçti. Durmadan resimlerine bakıyorum, masaüstümü resimleriyle donatıyorum biyografisini okuyorum. Allah'ım sanırım ben ona aşık oldum :/ "Allah'ın sopası yok" sözü tam da bu durum için söylenmiş galiba. Devamı

30 01 2013

"Bir Kitabın Öyküsü"lü Yazı

Bir Kitabın Öyküsülü Yazı |  görsel 1

  Yıl bilmem kaç. Altıncı sınıfa gidiyordum galiba. Pek hatırlamıyorum açıkçası. Aslında şimdiki yaşımdan yola çıkarak senenin kaç olduğu gayet rahat da çıkarılabilir ama üşeniyorum. Neyse. Kitap okumaya yeni yeni başlıyorum. Daha önce okumuşluğum var tabi ama bilirsiniz işte Ayşegül, Alice mevzuları falan. Koskoca olmuşuz, ne de olsa yakışık almaz artık o kitapları okumak. E her zaman kitap da alamıyoruz. Biz de kütüphaneye üye olalım dedik. Elektrik faturası ile postaneden aldığımız 3 pulu götürdük aldık üye kartımızı. Hala var mı bilmem ama o zamanlar usül böyleydi. Kütüphaneden aldığım ilk kitap neydi hiç hatırlamam. Ama o günlere dair hatırladığım en iyi şey:” Bir Bilim Adamının Romanı”. Yazarına da dikkat etmemişimdir muhtemelen o zamanlar. Bu kitapla ilgili hatırladığım tek şey kitabı sevmediğim. Nedendir bilmem pek soğuk gelirdi bana. Kütüphaneye her gidişimde illa ki gözüme çarpardı, fakat ben ısrarla almazdım. İyi ki de almamışım diyorum. Belki de ona karşı çığ gibi büyüyen sevgim bugün bu seviyede olmayacaktı. Bu bir işaretmiş meğerse, şimdilerde daha iyi anlıyorum bunu :) Bi’ nevi ’büyük aşklar nefretle başlar’ hesabı işte anlayacağınız. Demek ki neymiş her şeyin bir zamanı varmış.. Kitap bugün ellerimde. Kütüphaneden. :) ... Devamı

29 01 2013

Finding Neverland

Geçenlerde zevkine güvendiğim bir arkadaşımın tavsiyesiyle Finding Neverland'ı izledim. O nasıl güzel bir filmdir öyle, tek kelimeyle beğendim iki kelimeyle çok beğendim.  Filmde Peter Pan'ın yazarının hayat hikayesi anlatılıyor. Yazar rolünü canımız ciğerimiz Johnny Depp abimiz oynuyor. Ki bir işin içinde Johnny Depp varsa tereddüde düşmek gereksiz zaten. Film, yazarın bir oyun sahnesiyle başlar, dönemin ünlü isimleri oyunu izlemek için gelmişlerdir ama hepsinin suratı beş karış, hepsi memnuniyetsizdir. Bizimki de oyunun başladığı sırada kapıdan içeriyi gözetlemekte genel ambiyans nedir, insanlar filmi beğendi mi beğenmedi mi diye. İnsanların bu yüz ifadesini görmek,  dost ve yakınlarının eleştirilerini duymak yine de onu yıldırmaz. Karısının tüm ikna çabalarına rağmen oyun yazmaya devam eder. Ona inanan tek kişi ise tiyatronun sahibi beyefendidir. Yazarın hayatı bir gün tesadüfen parkta çocuklarını gezmeye getirmiş bir bayanla daha doğrusu o aileyle  tanışmasıyla değişir. Gerisini söylemeyeyim, izleyin ve görün. İzledikten sonra eminim ki siz de adamın zekasına hayran kalacaksınız. Ee kaliteli bir yazar kolay yetişmiyor değil mi? Bu arada filmde Johnny Depp'ten sonraki en tatlı isim Peter'di benim için. Jestleri mimikleri -özellikle mimik yaparkenki görünen kocaman dişleri- ayrı bir sevimlilikteydi. Velhasıl kelam film tavsiyedir. Belki bu film de size ilham verir, kim bilir? :) Devamı

29 01 2013

En sevdiğim aktivitelerden biri film izlemektir. Dizi takip etme gibi bir huyum yoktur ama filmlerin nezdimde yeri ayrıdır. Güzel bir film izlemek bazen  kitap okumaya da eşdeğer olabilir görüşündeyim. Şimdiye kadar bir sürü denecek nicelikte film izledim. En sevdiklerimi sizinle paylaşmaktan onur duyarım efenim :) Devamı

29 01 2013

"Kader"li Yazı

Tüm işaretler seni aynı yola taşıyorsa yapacak bir şeyin yok o yoldan yürümek zorundasın. Ve elbet vardır o yolun ve o yolu yaratanın bir bildiği. Kaderden kaçmak değil de kaderi ertelemek vardır sadece.. Süresi belirsiz, getirecekleri muğlak. Söylenecek tek söz var: Hayırlısı.  Devamı

29 01 2013

Pişmanlık dolu yazı

Gece gece çok sinirlendim. En yüksek beklediğim derslerde beklediğim not gelmeyince sinirler tavan yaptı tabi. Hadi AA gelmedi diyelim BA'yı 1 (bir) puanla kaçırmak demek de nedir arkadaş ya! Gel de sinir olma işte gel de sinir olma!  Her ne kadar kendi kendimi sakinleştirmeye çalışsam da çabalarım başarısız. Tüm sorunlarım bitti dediğimin dakikasına yenileri peyda oluyor. Bu durumda artık iyice emin oldum ki sınanıyorum ben. Sabrımın derecesi ölçülüyo. Bu işten alnım ak çıkar mıyım bilmiyorum ama bunların beni inanılmaz hırsla doldurduğunu söyleyebilirim. Umarım hakkıyla bitirebilirim şu üniversite denen mereti. Üniversiteyi kazan gerisi kolay diyenlerin hepsini saygıyla(!) anıyorum. Ve onlar için çok güzel sözler hazırladım. Burda söylemem, özel. Siz siz olun üniversiteye gideyim demeyin. Gidin kendinizi geliştirecek başka aktivitelere katılın bol bol kitap okuyun mesela, bol bol film izleyin, -abidik gubidik değil ama kaliteli olsun- arkadaşlarınızla sohbet edin, - kendini övenlerden itinayla uzaklaşın, size sürekli sevgilisini anlatanların da ağzının ortasına vurun-  müzeleri gezin, kendinizi tanıyın ki herşeyin özü bu tanımaktadır işte. O yüzden es geçmeyin. "Ben kimin ne istiyorum ve "yakın ya da uzak hedefim ne" diye kendinizi sorgulayın. "Şimdiki aklım olsa" yaşında değilim ama daha şimdiden yaşlandığımı hissediyorum. Ömrümün en güzel baharını (22) üniversitede heba ediyorum. Neyse. Diyeceğim bu kadar. Hadi güzel günlere, gecelere. Devamı

28 01 2013

"Sahte insanlar gerçek yazamazlar"lı yazı

    Dün akşam Burada Laf Çok’ programından sonra baktım Ntv’de Ahmet Ümit varmış. Kendisinden pek haz etmem, daha doğrusu kendisi değil de okuduğum Bab-ı Esrar’ından haz etmemiştim sanırım bu da kendisine yansımış. ki bu amcayı daha önce hiç  bir yerde dinlemediğimi de o an fark ettim. Bilirsiniz kocaman bıyıkları vardı. Aslında babacan da bir duruşu vardır kendisini yakinen ya da uzaken tanımadığm için bunun ne derece doğru olduğu konusunda bir izahat veremiyciiimm. Şuraya geleceğim.  İnsanların dış görünüşünden ses rengini çıkarmak tahmin etmek gibi bir huyumuz vardır ya ben de onun dış görünüşüne bakarak dedim ki her halde karizmatik bir sesi vardır. Keşke de dinlemeseymişim. Her neyse. Programı izlemeye koyuldum. Adı Bana Söz Ver. Sunucu sarışın ve adını bilmediğim biri. -Öğrenmeyi de düşünmüyorum-.Sunucu ile ilgili şunları söyleyebilirim ki bir insan ancak bu kadar sahte olabilir. Yapay gülücükler, gülüşler hayranmış gibi bakışlar falan pek sevmedim yani hatunu. Hayır kardeşim niye öyle davranıyosun ki! He bir de sanırsınız ki bayan aslında yabancı ama gelmiş Türk kanalında program yapıyo. Konuşma tarzı da bir garipti anlayacağınız. Ahmet Ümit’in de ondan geri kalır yanı yoktu tabi. r’leri yabancı edasıyla telaffuz edişler, sürekli bir gülme hali -ki yüz ifadesi salisede değiştiği için sahte olduğunu oradan anlayabiliyordunuz- he bir de kendisinin yazar olmasından mütevellit kendisine karşı duyduğu ve bağır bağır belli ettiği yazar egosu da eksik değildi. Sunucu benim de çok merak ettiğim birşeyi sordu kendisine ama soru havada kaldı malesef çünkü yanıtlamadı gibi birşey oldu. Başka birşeyden bahsetti o soruya  cevaben. Soru, eserlerinizi nasıl böyle ardı arkasına yazabiliyorsunuzdu. Yaz... Devamı

28 01 2013

"Okumak vardır okumak vardır"lı Yazı

Okumak vardır okumak vardırlı Yazı |  görsel 1

    Saat olmuş gecenin 40’ı ben uyumak yerine geçmişim bilgisayar karşısına yazı yazıyorum. pehh. Bu yazıyı yazmak isteği de şimdilerde okuyor olduğum büyük usta ünlü edebiyatçılarımızdan biri olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kiralık Konak isimli romanından mütevellitt gelişmiştir. Kitap bildiğiniz üzre Türk edebiyatının yapı taşlarından, herkesin bildiği ama çok az insanın okuduğu -o da sırf okumuş olmak içindir ya da okulda hocaların zoruyla gerçekleştirilen bir eylemdir- benim de henüz bitirmemiş olduğum halde gerçekten beğendiğim bir eser. Beğendim ve bu beğenmeden doğan bir şaşkınlık da hissetmedim değil. Hani başka birine anlattığın zaman “bu bildiğimiz Kiralık konak işte nesi beğenilebilir ki” tarzında bir eleştiriye ya da yoruma gayet müsait bir kitap çünkü.Tabi ki bunun ne kadar yanlış olduğunu okuduğunuz vakit -gerçekten okuduğunuz vakit- anlıyorsunuz. Yalnız şunu farkettim ki aslında bu tarz kitaplara ne kadar haksızlık etmişiz ki onları sadece bayağı bir iyiden öteye bir yere koyamamışız. Halbuki diliyle olsun, anlatımıyla olsun, içeriğiyle olsun gerçekten okunulası bir kitap olduğu kanaatindeyim Ama bu okumak bildiğimiz bir okumaktan ziyade onu özümseyerek okumak, içine girmek suretiyle bir okumak, tüm hislerimizi toplayarak okumak olmalıdır. Eğer tüm bunlardan ziyade alelade bir okumak olacaksa o bir Canan Tan bir Elif Şafak okumak kadar yavan gelecektir. Kitapların hakkını vermiyoruz malesef. Güzel kitap, kaliteli kitap yanında bir de kaliteli okumak diye birşey vardır ki çoğu insan bundan bihaber olduğu için kitaplar hakettiği değerden kat kat aşağıda muamele görmektedir. Halbuki pek yakınımızda ne kadar güzellik varmış da haberimiz yokmuş diyeceksiniz. ... Devamı

28 01 2013

“Düşünme”li yazı

    Bugüne kadar çok düşündünüz. Sınavlarda nasıl kopya çekebilirimi, sevgilime doğum gününde nasıl bir sürpriz yapsamı, nasıl terfi alabilirimi, olmak istediğim yer burası mıyı, ne zaman zengin olacağımı, işim ne zaman biteceki, bugün ne yesemi, bugün ne giysemi olanı, olmayanı, hiç olmayacağı, ihtimal dahilindekini.. Hep düşündünüz. Ulaşmak istedikleriniz için planlar yaptınız, şu şöyle olsa bu böyle olur dediniz, ölçtünüz, tarttınız, biçtiniz ve bir şekilde uydurdunuz. Uzun vadeli ya da kısa vadeli her neyse tüm hedeflerinizi gerçekleştirdiniz. Başarılı olanlar mutlu başarısızlar önlerindeki maça odaklı. Eee ne oldu? Bitti mi? Tabi ki de hayır. Sadece yenilerine kapı açtı hepsi o. Yeni sorular yeni sorunlar. Hayırlı olsun. Peki hiç düşünmeden hareket etmeyi düşündünüz mü? Hesapsız, spontane, herşey doğal akışında gelişen olayları yani. Biliyorum biliyorum düşünmediniz. Çünkü bir aksaklığa tahammülünüz yoktu değil mi? Çünkü herşey tıkırında olmalıydı, çünkü hiç bir pürüz olmasın yeterdi. Şimdiye kadar hep başkaları için çalıştık. Komşumuz bizi çocuğuna örnek göstersin diye çalıştık, pohpohlanmak için ter döktük, tebrik edilmek için olmayacak işleri başardık. Sonuç saman alevi bir mutluluk. Mesela bundan sonra sırf kendimiz için çabalasak, çok fazla düşünmesek beynimizi patlatmasak mesela ya da kendimizi harap etmesek sırf başkaları bize imrenen gözle baksınlar diye. Mesela muaf tutsak kendimizi tüm olumsuzluklardan, hiç olmazsa çalışsak bunun için. O zaman salt mutluluk bizim olmaz mı? Şu düşünmeme mevzu... Devamı